2019’a girerken



2018 yılını kapattığımız dönem içerisinde yaz aylarında başlayan yabancı döviz kurlarının aşırı hızlı yukarı yönlü hareketi beraberinde gelen faiz artışları ülke ekonomimizde bir kriz ortamı yarattı.  Bir kez daha dövizde yaşanan türbülansların ithalatı sekteye uğratarak ekonomiyi daralttığında tanık olduk. Yıl sonuna doğru hem enflasyon hem de işsizlik rakamlarında da artışlar yaşandı.
 Bu sürece benzer dönemlere hem yurtiçi hem de yurtdışı kaynaklı krizlerde tanık olduk. Ortaya çıkan en can alıcı tespit, ülkemizin kırılgan noktasının dövizdeki hızlı hareketlere karşı savunmasız kalabiliyor olduğu. Bu sebeple, döviz rezervlerimizi mutlaka yüksek tutacak politikalar geliştirmemiz gerekiyor.  Bunu sıcak para hareketleriyle yaptığımız zaman dış şoklara daha da açık olduğumuzu eski uygulamalarda gördük. Ülkemizdeki tasarruf eğiliminin çok yüksek olmadığını göz ününde bulundurursak, elimizde iki tane sağlıklı ve sürdürülebilir seçenek kalıyor. Birincisi, mutlaka devletimizin, sanayicilerimizin üretim maliyetlerini düşürecek tedbirler alarak  ihracatı desteklemesi. İkincisi de, doğrudan yabancı yatırım çekecek ortamın değişen dünya konjonktürüne göre yeniden ele alınmasıdır.    
Tüm dünyada ülkeler kendi sanayilerini canlandırarak üretimlerini artırmak çabasındayken, devletimizin de yurtiçinde imalat yapan  müteşebbislerin önünü açacak tedbirleri alıp, devamlılıklarını sağlaması büyük önem taşımaktadır. Sendikamız, dahil olduğu tüm platformlarda,  ekonomik daralmayı aşmak için öncelikli koşulun, yerli imalat sanayimizin pozitif ayrışmaya tabi olması gerektiğini her fırsatta dile getirmektedir.
Öncelikle haksız rekabetin engellenmesi için büyük önem taşıyan ek vergilerin devamlılığı konusunda gösterilen azami özen son derece mühimdir. DIR’deki istismarları önlemek için uygulanan gümrük kontrollerinin,  düzgün ihracat yapan sanayicilerimizin iş akışını engellemeden yapılmasına gayret edilmelidir.
Öte yandan, hâlihazırda TCMB döviz rezervlerine en fazla katkı sağlayan sektörlerin, mevcut koşullarda yaptıkları üretimi devam ettirmeleri de hayati önem taşımaktadır. Bu sebeple girdi maliyetlerini düşüren desteklerin öncelikle Tekstil ve Hazır Giyim Sektörü gibi yüksek döviz girdisi sağlayan ve katma değer yaratan sanayilere verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.  Yine bu kapsamda, imalat sanayinde çalışanların aldıkları ücretlerden yapılan vergisel kesintilerin en düşük seviyede tutulması da oldukça mühimdir. İstihdama yönelik bu tür desteklerin kaynağının işsizlik ve kıdem tazminatı fonundan yaratılabileceği düşüncesindeyiz.
Yurtiçinde üretim yapan ihracatçı firmaların yeni pazarlara açılması gerekmektedir. Bu anlamda yeni STA’lar son derece önemlidir. Ancak,  anlaşmalar yaparken özellikle gelişmekte olan ülkelerle yürütülen müzakereler sırasında birçok defa ülkemize en fazla net döviz getirisi sağlayan tekstil ve konfeksiyonun pazarlık konusu yapıldığını gördük. Bunun son derece yanlış bir strateji olduğunu düşünüyoruz.  Bahsi geçen konularda yapılacak iyileştirmeler ve destekler ile yine sanayimizin entegre üretim yapısı içinde en fazla dış ticaret fazlası sağlayan, istihdam yaratan sektör olacağına inanıyoruz.
İlk iki çeyreğinde de hızlı bir toparlanma olmayacağı öngörüsüyle başlayan yeni yılda Sendikamız,  25’inci Toplu Sözleşme Dönemi için hazırlıklar yapmaya başladı.  Sendikamızın 2019 Nisan ayında yapılacak Genel Kurulu’nda da yeni yönetimimiz belirlenecek. Yeni oluşacak yönetim kurulumuzun yapılacak toplu sözleşme dönemini başarıyla tamamlayacağına inancım tamdır. Bu vesileyle, tüm sendika üyelerimizin, sektörümüzdeki işverenlerimizin ve çalışanlarının yeni yılını tebrik ederim.

Muharrem Kayhan
Yönetim Kurulu Başkanı