Kenevir: Türkiye 2020’de ihracata başlayabilir

Kenevirden yapılan tekstil ürünleri sağlıklı, antialerjik, uzun ömürlü ve dayanıklı... Ancak kenevirin endüstrileşmesi için yapılması gereken çok şey var.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, belirli satış noktalarında naylon poşet kullanımının yasaklandığı günlerde kenevirden imal edilmiş fileler kullanılmasını önerdi. Erdoğan sözlerine “Biz keneviri ithal ediyoruz. Kenevire dayalı yapılması gereken şeyler varsa ithal ürünlerle yapılıyor. Gıda Tarım Bakanlığı bu konuda çalışmalara başlıyor” dedi ve bu açıklama ile kenevir Türkiye gündeminde ilk sıraya yerleşti.
Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, gerekse bu bitki hakkında bilgi sahibi olan kişilerin açıklamalarıyla anlaşıldı ki kenevirin kullanım alanı hayli geniş; Türkiye’de yüksek üretim potansiyeline sahip, kimilerinin de tabiriyle ‘mucize bir bitki’...

Padişahlara kenevirden iç çamaşırı
Yaklaşık 50 bin çeşit endüstriyel ürün üretilebilen kenevirin yaygın kullanım alanlarından biri de tekstil. Mayteks Örme Sahibi Nebahat Kılıç, uzun yıllardır kenevirin tekstil sektöründe kullanımının yaygınlaştırılması ve farkındalık oluşması için çalışmalar yapıyor. Doğru değer zinciri kurulması halinde, kenevirin diğer bitkisel elyaf kaynaklarına göre daha ucuz, sürdürülebilir, ekolojik, rekabetçi fiyata ulaşılabileceğini ve aynı zamanda katma değerli bir ürün paleti oluşturulabileceğini belirten Kılıç, kenevirin tekstil sektörünün her alanında kullanılabileceğini anlatıyor. Kadın-erkek-çocuk giyimi, ev tekstili, iç giyim, döşemelik vs... Aklınıza gelebilecek tüm tekstil ürünlerinde kenevirden faydalanılabiliyor. Kılıç, dayanıklı, nefes alabilen, insan tenine en uyumlu ürün olan kenevirin Osmanlı döneminde de kullanıldığını, padişahların iç çamaşırlarının Trabzon ve Rize’den gönderildiğini hatırlatıyor.
Gündemde hızla yerini alan kenevir, tekstil sektörü için hayli avantajlı bir hammadde olsa da Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) çatısı altında kurulan Kendir (Kenevir) Enstitüsü Başkanı Erdem Ulaş, Türkiye’nin kenevirde tam endüstrileşmeye henüz hazır olmadığına dikkat çekiyor. Ulaş “İki yıldır dünya literatürlerini tarıyorum. Üretilen son ürün ve hammadde ihtiyacı nezdinde bu yıl ancak tohumdan tohum üretip, lifleri bir sonraki yılın üretimine hazır hale getirecek şekilde fizibilite senesidir” diyor. Araştırmalarını ‘Mucize Bitki Kenevir’ kitabında  toplayan Ulaş şöyle devam ediyor: “İki yıl evvel kenevir üzerine çalışmalara başlayan, ülkemizin ilk ve tek STK’sı ‘ASAM Kendir Enstitüsü’ olarak 2018 yılında yaptığımız Anadolu turları ve istihsal hamlesi sonrası elimizde bugün 2.5 ton civarında tohum bulunuyor. Bu tohumlar, mevcut yönetmeliğe yeni illerin ilavesi ve ekim konusundaki değişiklikler ile önümüzdeki yıl sürdürülebilir tekstil endüstrisi için yeterli miktarda lif ve elyaf kullanımı için hazır hale gelecektir.”

“Üniversitesi kurulmalı”
Kenevir, tekstil sektöründe katma değeri yüksek bir hammadde olma potansiyeline sahip. Ancak Türkiye’de üretilen kenevirin ticari olarak işlenebilir ve satılabilir hale gelmesi için eksiklerin acilen giderilmesi gerekiyor. Uyuşturucu algısı nedeniyle, Türkiye’de kenevir kontrollü olarak yetiştiriliyor ve ekim alanları hayli küçülmüş durumda.
Bu konuda çok eksiğimiz olduğunu belirten Ulaş, komşu ülkelerdeki ekim alanlarını sıralıyor: “Sınır komşumuz Yunanistan’da 30 bin dekar, Bulgaristan’da 2018’de 60 bin dekar bu yıl 250 bin dekar, Romanya’da geçen yıl 200 bin dekar, bu yıl 400 bin dekar kenevir ekimi yapıldı. Biz ise geçen yıl 225 dekar civarında yani komşularımızın bin kat altındaki bir oranda ekim yaptık.” Cumhurbaşkanı’nın açıklamasıyla kenevire ilginin arttığını, ancak Tarım Bakanlığı mevzuatının tohum ithalatını baltaladığını ve sektörü zora soktuğunu ifade eden Ulaş, çözüm önerilerini şöyle sıralıyor:
“Konu acilen Strateji Daire Başkanlığı nezdinde en üst düzeyde ele alınıp, topraklarımızla uyumlu olabilecek yakın coğrafyadan tohum ithalatı sağlanmalı. Mevzuatlar acilen değiştirilmeli, ekim yapmak isteyenler için tüm kolaylıklar sağlanmalı, kooperatifler her vilayette kurulmalı, tüm Trakya ve Ege-Akdeniz havzası ivedilikle ekim alanı ilan edilmeli. Kenevir Akademisi, hatta Kanada ve ABD’de olduğu gibi üniversitesi kurulmalı. Bir devlet projesi şeklinde konu en üst düzeyde, hassas şekilde ele alınmalı.”

“Hızla strateji geliştirilmeli”
Nebahat Kılıç da, başta devlet olmak üzere ilgili sektörlerin bir araya gelip sürdürülebilir strateji oluşturması gerektiğini vurguluyor. Açıklamalarla hemen herkesin kenevirle ilgilenmeye başladığı şu  günlerde her şeyin birbirinden kopuk şekilde ve plansızca yapıldığını ifade eden Kılıç, “Böyle devam etmesi mümkün değil. Konusunda deneyimli kişi ve firmaların bu işe girmeleri daha doğru olacaktır. Sektörde  birliktelik ve yetkinlik sağlanabilirse, en geç bir yıl içinde yerli kenevirden kumaş üretilmeye başlanabilir. Bu kumaşların uluslararası pazarda karşılığı ve rakiplerinden farklılığı olmalı. Son teknoloji işleme makineleri, dünyada olduğu şekli ile ülkemize de taşınmalı. Bu konuda yerli makine üretimi de teşvik edilmeli. Çin, ABD, Fransa,  Kanada, Belçika bu konuda teknik olarak epey önümüzde” diyor.
Sanayi dışında tarım sektörünü de ilgilendiren kenevirin üretimi konusunda bilgi veren Kılıç durumu şöyle özetliyor:“Türkiye’de tarım arazileri parçalı, çiftçilikle uğraşanlar az, olanlar da yaşlı ve geleneksel yöntemlere göre üretim yapıyor. Bilinçli toprak analizine göre gübreleme, doğru tohum seçimi, tarımın  gelişen teknolojiye uygun yapılmaması gibi nedenlerle verim düşük. Hangi ürünün tarımı yapılırsa yapılsın bu parçalı yapı, birlikler oluşturularak düzenlenmeli, girdilerden başlayarak verim ve maliyet, dekar bazında kontrol edilerek uluslararası alanda rekabet edilecek noktaya taşınmalı. Yerli tohum kullanımı hedeflenmeli. Birlikler ve kooperatifler önderliğinde, tarım makinaları  ortak kullanılmalı, işleme tesislerini belirli bir daire içinde tutarak, maliyetler rekabetçi noktaya getirmeli.”

“2020’de ihracata başlayabiliriz”
Nebahat Kılıç, bugünden itibaren yapılması gerekenlerin planlı bir şekilde hayata geçirilmesiyle üç-dört yıl içinde tekstil sektöründe rekabetçi bir ürün paleti ortaya koymanın mümkün olduğunu ifade ediyor. Ancak Kılıç’a göre bunun için önce pazar yaratılmalı ve pazarın dikkatini ülkemize çekecek şartlar oluşturmalı. Kılıç “Biz NOP (Uluslararası Organik Programı) belgeli kenevir elyafına odaklanıp, bu konuda pazarda öncü olabiliriz. Çünkü altyapı ve toprak özellikle Karadeniz Bölgesi’nde buna uygun. Konuyu kenevir, ısırgan ve keten üretim zinciri olarak ele aldık. Çünkü bu üç elyaf, bazı ufak değişiklerle aynı üretim zincirinde işlenebiliyor” diye konuşuyor. Kendir (Kenevir) Enstitüsü Başkanı Erdem Ulaş, “Türkiye ucuz işçiliği ve geçmiş tecrübeleri ile 2020 yılı itibari ile ihracata başlayabilir. Beş yıl içerisinde de kenevirden üretilecek tekstil kıyafetleri, halı, kilim, perde vs... ile 100 milyon dolarlık tekstil ihracatı yapabilir” diyor.

Kenevirde dünya lideri Çin
Ulaş “Çin’in 300’ün üzerinde kenevir tekstili patenti var. 150’ye yakın STK, el dokuma ve envai çeşit yeni nesil tekstil ürünü üretiyor. Üretim maliyetinin pamuk malzemelere göre şimdilik yüksek olması nedeniyle pazar payı değişkenlik gösteriyor. ABD ve Çin, bu yıl kenevirden üretimlerini katlayarak artıracak, tekstil sektöründe devrim yaratacak ürünler yapacak” diye konuşuyor.
Çin’i, ABD, Fransa ve Belçika izliyor. Nebahat Kılıç, son zamanlarda Amerika ve Avrupa ülkelerinde farklı amaçlarla endüstriyel kenevir üretimine başlandığını, eski Doğu Bloku ülkelerinde Kanada’nın sözleşmeli kenevir ekimi yaptırdığını vurguluyor.
Almanya’da 20 yıldır kenevir kumaşlardan ürün satan markalar bulunduğuna dikkat çeken Kılıç, “Özellikle Avrupa markaları, Türkiye’de bunun üretilmeye başlanmasından memnuniyet duyduklarını ilettiler ve tüm bildiklerini bizimle paylaştılar. Bu da gelecekte pazarda iyi bir yerimiz olacağına işaret ediyor” diyor.  
Türkiye’nin ‘Organik Tekstil’ ürünlerinde ihracat pazarında hızlı yol aldığını ve markalaştığını vurgulayan Kılıç şöyle devam ediyor:
 “Kenevirde özellikle organik üretim zincirini kurarsak daha iyi ve sürdürülebilir pazar payımız olacağına, bunun her yıl artarak süreceğine ve katma değerli ürün olacağına inanıyorum. Üstelik sadece tekstile değil, otomobil, inşaat, kağıt, sağlık, kozmetik, ilaç sektörlerine ve askeri alana da katkısı olacaktır. Bunları tam olarak planlamalıyız ve hayata geçirmeliyiz. Çünkü geçmişimizde kenevir endüstrisi var. Geçmişi uzun olmayan pamuğu, mısırı buralara taşıdık; neden keneviri de onun ayarına getirmeyelim?” 19 Mayıs Üniversitesi bünyesinde Kenevir Enstitüsü kurulmasını çok doğru bir adım olarak yorumlayan Kılıç, bunun keten ve ısırganda da yapılması gerektiğini söyleyerek, sektör ve eğitimin iç içe olmasının önemini vurguluyor.

“Kenevir ile gücümüze güç katacağız”
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selim Aytaç da, uzun yıllardır kenevir üzerine çalışmalar yapıyor. Firmaların bir süredir kenevir konusunda Ar-Ge çalışmaları yürüttüğünü ancak uyuşturucu ile anılmasından endişe duyduklarını ifade eden Aytaç, Cumhurbaşkanı’nın açıklamasıyla kenevirin gündeme gelmesinden memnun. Bu açıklamalarla uyuşturucu algısının tamamen yıkıldığına dikkat çeken Aytaç, kenevirin tekstilde kullanılması için gerekli tesislerin bir an önce kurulmaya başlanması gerektiğini ifade ediyor: “Bugün pamukla ne yapabiliyorsak, yalın ya da karışık olarak, kenevirle, ketenle, ısırganla hepsini yapabiliriz. İtalya’nın tekstil ürünleri ve hammaddesini Türkiye’den satın aldığını biliyoruz. Türkiye tekstil konusunda dünyada söz sahibi bir ülke. Bugün ABD’de bile birçok ürünümüz, Amerikan ürünlerine göre daha pahalıya satılıyor. Türkiye’yi kenevir konusunda pamuk gibi iştigal merkezi haline getirirsek, dünya pamuk tekstilindeki gibi kenevir tekstilinde de söz sahibi olma konusunda pek zorlanacağımızı sanmıyorum. Biz ülke olarak tekstili çok iyi yapıyoruz. Kenevirde de en iyisini yaparız. Keneviri tekstil sektörüne dahil ettiğimizde, ülke olarak gücümüze güç katacağız. Tekstil üretimi ve dünyaya pazarlanması konusunda tecrübeli firmalar, kenevir tekstilinde de aynı şekilde başarılı olabilir.”

Samsun’a ‘Ahde Vefa’
Yapılan açıklamaların ardından çiftçilerin kenevir tohumuna yoğun ilgi gösterdiğine dikkat çeken Aytaç, birkaç yıl içinde kurulacak tesislerle sonuçları almaya başlayacağımızı öngörüyor. Kenevir üretimi konusunda Samsun’un merkez seçilmesini bir ‘ahde vefa’ olarak yorumlayan Aytaç nedenini şöyle açıklıyor: “İklim ve toprak bakımından Samsun kenevir ekimi için gayet uygun bir yer; ancak Sayın Cumhurbaşkanımızın Samsun’u merkez göstermesinin nedenini ben başka şeyde görüyorum. Son 10 yıldır kenevir ekimi yapan tek yer Samsun. Şu anda Türkiye’nin genetik çıkışı da Samsun’da üretilen tohumlar. Bu bir ahde vefadır. Herkes kenevir tohumunu bıraktı ama Samsun bırakmadı. Çiftçilerimiz satacakları yer yokken bile yıllarca kenevir tarımı yaptı. Ekonomik olarak zorlandılar ama ‘Bu bizim kültürümüz, ölmesin, devam ettirelim’ dediler. Şimdi herkes ekmek istiyor ama merkezin Samsun olması çok önemli.”