KARAR İNCELEMELERİ
Prof. Dr. Fevzi ŞAHLANAN, İ.Ü. Hukuk Fakültesi

ASIL İŞVEREN-ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNDE İŞE İADE DAVASINDA HUSUMET VE HÜKÜM

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
Esas No: 2017/45379
Karar No: 2018/845
Tarihi: 18.01.2018
Karar Özeti: 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarına göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olup olmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığına yönelik re’sen yapılması gereken yargısal denetim, ilişkinin taraflarının, yani asıl işveren ve alt işverenin davada yer almalarını ve kendi hukuklarını koruyacak açıklama ve ispat haklarını zorunlu kılmaktadır. Aksice bir düşünce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına ve 6100 sayılı Kanun’un 27. maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil eder. Buna göre, işe iade davalarına özgü olarak, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu davalar da, davalı taraf yönünden bir çeşit şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığının mevcut olduğu kabul edilmelidir. İşin esasına yönelik inceleme sonucunda asıl işveren - alt işveren ilişkisinin kanuna aykırı olarak kurulması veya muvazaaya dayanması halinde feshin geçersizliğine yönelik verilen karar gerçek işveren hakkında kurulmalı, muvazaaya dayanan ilişkinin diğer tarafı da işe iadenin mali sonuçlarından sorumlu tutulmalıdır.

YARGITAY KARARI
İlgili Mevzuat:
4857 sayılı İş K. md.2 6100 SAYILI Kanun md.27
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle birlikte, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi E. Karaköse Özel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli nedene dayanmaksızın feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine ve boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakları ile işe başlatmama tazminatına dair karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:
Davalı işveren davacının ihale ile iş alan Sağlık Bakanlığı işçisi olduğunu bu sebeple davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, davacının izinli olan başka bir personelin yerine işe alındığını, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkeme Kararının Özeti:
İlk derece mahkemesi tarafından fesih geçerli nedene dayalı olmadığından davanın kabulüne karar verilmiştir.

İstinaf Başvurusu:
Davalı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesi Karanının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesi, HMK 353/1-b-1. maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.

Temyiz Başvurusu:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Gerekçe:
Mahkemece verilecek hükmün etkisi bakımından mecburi dava arkadaşlığı,  maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ve şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı, maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi zorunlu hallerde söz konusu olur (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.59). Şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ise, kanunun özel hükümleri ve davanın niteliğinden kaynaklanan, birden fazla kişiye karşı dava açılmasının ve yürütülmesinin zorunlu olduğu hallerde oluşan dava arkadaşlığına denir (PEKCANITEZ Hakan / ATALAY Oğuz / ÖZEKES Muhammet, Medeni Usul Hukuku, 12 Bası, Ankara 2011, s.223). Şekli dava arkadaşlığı, gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması ve taraflar arasındaki ilişkinin doğru karara bağlanmasını sağlamak için kabul edilmiştir. Bu durumda, dava konusu hukuki ilişki hakkında bütün dava arkadaşlarına yönelik tek ve aynı doğrultuda bir karar verme zorunluluğu yoktur. Ayrıca dava arkadaşlarının yaptıkları usulî işlemler birbirinden bağımsızdır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarına göre asıl işveren - alt işveren ilişkisinin geçerli olup olmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığına yönelik re ’sen yapılması gereken yargısal denetim, ilişkinin taraflarının, yani asıl işveren ve alt işverenin davada yer almalarını ve kendi hukuklarını koruyacak açıklama ve ispat haklarını zorunlu kılmaktadır. Aksince bir düşünce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına ve 6100 sayılı Kanun’un 27. maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil eder. Buna göre, işe iade davalarına özgü olarak, asıl işveren - alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu davalarda, davalı taraf yönünden bir çeşit şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığının mevcut olduğu kabul edilmelidir.
Görüldüğü üzere, bu çözüm tarzı hem işçi hem de işveren yönünden hukuka uygun maddî ve usûlî bakımdan her iki tarafın haklarının korumasını sağlayan bir çözümdür.
Böyle olunca, işe iade davasının yalnızca asıl işveren veya alt işveren aleyhine açılması durumunda, mahkemece, dava hemen reddedilmemeli, davalı olarak gösterilmeyen asıl işveren veya alt işverene davanın teşmili için davacı tarafa süre verilmeli, verilen süre içinde, diğer dava arkadaşına teşmil edilirse davaya devam edilmeli, aksi halde dava usulden reddedilmelidir.
Taraf teşmili sağlandıktan sonra işin esasına yönelik olarak yapılacak inceleme sonucunda, asıl işveren - alt işveren ilişkisinin kanuna aykırı olarak kurulması veya muvazaaya dayanması halinde feshin geçersizliğine yönelik verilen karar gerçek işveren hakkında kurulmalı, muvazaaya dayalı ilişkinin diğer tarafı ise işe iadenin mali sonuçlarından birlikte sorumlu tutulmalıdır.
Somut olayda; davacının Sağlık Bakanlığı işyerinde davalı ile Bakanlık arasında yapılan hizmet alım sözleşmesi kapsamında çalıştığı anlaşılmakla birlikte, davalı şirket ile asıl işveren arasında düzenlenen hizmet alım sözleşmesinin 4857 sayılı Kanun’un 2/6-7 maddesi yönünden incelenmesi gerektiği açıktır. Söz konusu sözleşmenin İş Kanunu hükümleri uyarınca geçerliliği veya muvazaaya dayanıp dayanmadığına yönelik yapılacak yargısal denetim sözleşmesinin diğer tarafını yani dava dışı asıl işverenin hak alanını da etkileyeceğinden ve işe iade davalarında asıl işveren ile alt işveren arasında şekli anlamda zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu Dairemizce kabul edildiğinden; davacıya davayı asıl işverene de yöneltmesi için süre verilmeli, asıl işverenin göstereceği deliller de toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir. 

Sonuç:
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, bozma sebeplerine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesi’ne, bozma kararının bir örneğinin ise kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 18.01.2018 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.

Kararın İncelenmesi
1. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin inceleme konumuz kararında belirtilen Asıl İşveren - Alt İşveren ilişkisinin söz konusu olduğu durumlarda işçinin açtığı işe iade davalarında davalı Asıl İşveren ile Alt İşveren arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğuna ilişkin görüş daha öncede bir incelememize konu olmuştu (Bakınız Tekstil İşveren 2012 Kasım - Aralık sayısı, ya da Karar İncelemeleri II, 154). Yüksek Mahkeme bu kararda da mecburi dava arkadaşlığına ilişkin isabetli görüşünü sürdürmekte ancak ilişkinin muvazaalı olması halinde davanın alt işveren açısından sıfat yokluğu nedeniyle reddine ilişkin daha önceki incelememize konu olan kararda yer alan teknik hukuk açısından isabetli olan ve tarafımızdan da paylaşılan fakat adil olmayan görüşünü değiştirmekte işe iadenin parasal sonuçlarından muvazaalı alt işveren ilişkisinin alt işvereni de işe iadenin parasal yaptırımlarından sorumlu tutmaktadır. İtiraf edelim ki bu görüş değişikliğine neden olan aşağıda belirtilen isabetli gerekçeler bizim de bu konudaki daha önceki incelememizde yer alan görüşümüzü de değiştirmemize ve yüksek mahkemenin bu kararda yer alan görüşünü paylaşmamıza neden olacak niteliktedir.
2. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin yukarıda belirtilen ve alt işveren - asıl işveren ilişkisinin söz konusu olduğu işe iade davalarından daha önce incelememize konu olan 13/02/2012 tarih ve 2011/8467-2012/1744 sayılı kararında belirtilen ve inceleme konumuz kararda da yer alan mecburi dava arkadaşlığı inceleme konumuz kararda da isabetli bir şekilde belirtilmektedir.
Asıl işveren - alt işveren ilişkisi bulunan bir istihdam biçiminde söz konusu üçlü iş ilişkisi açısından işe iade davaları, husumet ve hüküm açısından özellik arz etmektedir. Yapılan feshin geçerli bir sebebe dayanıp dayanmadığı olgusundan bağımsız olarak, davada husumetin kime yöneltileceği ve mahkemece, işe iade yönünde karar verilir ise hükmün nasıl kurulacağı önemlidir. Bu husus farklı olasılıklara göre değişiklik arz edecektir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yerleşmiş uygulamada İş Kanunu madde 20 ve 21 uyarınca fesih bildirimini takiben bir aylık süre içerisinde alt işveren işçisi tarafından açılan işe iade davasında muvazaa iddiası hiç söz konusu değil ise işçi davasını kendi işvereni olan sadece alt işverene yöneltebileceği gibi İş Kanunu madde 22’de yer alan müteselsil sorumluluk kuralından hükmen yararlanabilmek için alt işveren ile birlikte asıl işvereni de hasım gösterebilmektedir.
Böyle bir davada mahkeme (veya Yargıtay) hüküm fıkrasında feshin geçersizliğine karar verdikten sonra işçinin alt işverenin iş aldığı iş yerine iadesine karar verecektir. Başka bir anlatımla işe iade kararının gereğini yerine getirmek ve işçiyi işe başlatmak yükümlülüğü alt işverene ait olacak şekilde hüküm kurulacaktır. Bu yükümlülüğü asıl işverene yükleyecek şekilde hüküm kurulamaz. Zira davacı işçinin işvereni, alt işverendir. Ancak bu durumda, asıl işverenin İş Kanunu’nun 2. maddesi 6. fıkrasında yer alan ve Kanun’dan doğan müteselsil sorumluluğu nedeniyle işçinin işe iade kararından sonra alt işverene başvurması ve bu başvuruya rağmen işe başlatılmaması halinde doğacak 4-8 aylık iş güvencesi tazminatından ve 4 aylık işsiz kalınan sürenin ücretinden asıl işverenin müteselsil sorumlu olduğuna hüküm fıkrasında yer vermesi gerekecektir. Ne var ki asıl işverenin müteselsil sorumluluğuna hüküm fıkrasında yer verebilmek için davada hasım gösterilmesi gerekir. Davada taraf gösterilmeyen asıl işveren aleyhine sırf kanunda yer alan müteselsil sorumluluk kuralına dayanarak, işe iade davasının parasal sonuçlarına ilişkin hüküm kurulmamalıdır. Ancak uygulamada İş Kanunu yürürlüğe girdiği tarihten bu yana usul ekonomisi de dikkate alınarak mahkemelerin (ve Yargıtay’dan) usul hukukuna uygunluğu tartışılabilecek bir şekilde, işe iadenin parasal sonuçlarından, asıl işverenin müteselsil sorumluluğuna ilişkin davada taraf olmada da hüküm kurulduğu görülmektedir. Muvazaa iddiasının hiç söz konusu edilmediği yargılama sürecine ilişkin yukarıda özetlenen durum muvazaa iddiasına rağmen, mahkemenin (veya Yargıtay’ın) olayda muvazaanın bulunmadığı sonucuna varması halinde de söz konusudur. Muvazaa iddiasının hiç söz konusu olmadığı bir asıl işveren - alt işveren ilişkisinde, işe iade davasının sadece asıl işverene yöneltilemeyeceği izahtan varestedir. Buna karşılık muvazaa iddiasının yer aldığı bir işe iade davasında asıl işverenin de hasım gösterilmesi nedeniyle mahkeme muvazaayı tespit ederse dava alt işveren açısından husumet nedeniyle reddedilmekte ve doğrudan hem işe iade hem de parasal sonuçları açısından asıl işveren hakkında hüküm kurulmakta idi (F. Şahlanan, Alt İşveren Verilen Yardımcı İşte Muvazaa İddiası ve İşe İade Davasında Sorumluluk, Karar İncelemesi, Tekstil İşveren, Mart 2007).
Öte yandan 4857 sayılı İş Kanunu’nca asıl işverenin müteselsil sorumluluğunu öngören düzenlemeye dayanılarak, alt işveren aleyhine açılan işe iade davasında, davada taraf gösterilmeyen asıl işveren hakkında işe iade davasının parasal sonuçlarına ilişkin hüküm kurulması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil edecektir. Tüm bu nedenlerle işe iade davalarına özgü olarak, asıl işveren - alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu davalarda, davalı taraf yönünden bir çeşit şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığının bulunduğu kabul edilmelidir.
Mecburi dava arkadaşlığı, maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ve şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı, maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi zorunlu hallerde söz konusu olur (6100 Sayılı H.M.K. Md.59).
Şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ise yalnız davalılar bakımından söz konusu olup kanunun özel hükümleri ve davanın niteliğinden kaynaklanan, birden fazla kişiye karşı dava açılmasının ve yürütülmesinin zorunlu olduğu hallerde oluşan dava arkadaşlığına denir.
Şeklî bakımdan mecburi dava arkadaşlığı, İş Kanunu’nun asıl işveren - alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu, işe iade davaları açısından ortaya çıkan birçok soruna çözüm getirecek ve uygulamayı sağlam bir hukuki zemine oturtacak nitelikte olup kanımca da isabetli bir uygulamadır.
 Asıl işveren - alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu durumlarda açılan işe iade davalarında, davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığının varlığı kabul edildiğinde davacı işçi davasını her iki işverene karşı birlikte açmak zorundadır. Davacı işçi, davasını yalnızca asıl işveren veya alt işveren aleyhine açmış olması halinde dava hemen reddedilmeyecek, davalı olarak gösterilmeyen asıl işveren veya alt işverene de teşmili için davacı tarafa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119.  maddesi uyarınca bir haftalık kesin süre verilecek, verilen süre içerisinde, dava diğer dava arkadaşına (asıl işverene veya alt işverene) teşmil ettirilirse (dava dilekçesi tebliğ ettirilirse) davaya devam edilecek aksi halde açılmış olan dava taraf sıfatı yokluğundan reddedilecektir.
3. Yukarıda da belirttiğimiz gibi mecburi dava arkadaşlığı yoluyla taraf teşkili sağlandıktan sonra muvazaalı alt işveren ilişkisinin tespitinde sözde alt işveren açısından davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddedilmesine ilişkin önceki kararlarda yer alan ve tarafımızdan da paylaşılan görüş söz konusu durumda sözde alt işveren işçisinin daha baştan itibaren asıl işverenin işçisi sayılmasına ilişkin yasa hükmü nedeniyle teknik hukuk açısından isabetli gibi görünen görüşün bu kararda terk edildiğini görmekteyiz. Kararda yer alan şu ifadeler bu durumu açıkça ortaya koymaktadır: “... Taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına yönelik yapılacak inceleme sonucunda, asıl işveren - alt işveren ilişkisinin kanuna aykırı olarak kurulması veya muvazaaya dayanması halinde feshin geçersizliğine ilişkin karar gerçek işveren hakkında kurulmalı, muvazaaya dayalı ilişkinin diğer tarafı ise iadenin mali sonuçlarından birlikte sorumlu tutulmalıdır....”
Yüksek Mahkemenin bu kararda yer alan muvazaalı ilişkinin alt işverenin işe iadesinin parasal sonuçlarından sorumlu tutulmasına ilişkin görüş değişikliği kanımca da isabetlidir. Gerçekten de muvazaalı bir hukuki muamele ile üçüncü kişinin ızrar edilmesi ona karşı bir haksız eylem niteliğindedir. Üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle hakları halele uğratıldığı takdirde haksız fiil sorumluluğuna dayanarak muvazaalı hukuki işlemi yapan taraftan zararının tazminini isteyebilir. Haksız fiil işleyen kimse uygun illiyet bağı çevresine giren bütün zararlardan sorumludur. Ayrıca muvazaa sebebiyle akdin hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılan hallerde de muvazaa ileri sürülemez. Bu nedenle iyiniyetli olan davacı alt işveren işçisine karşı taraf olmadığı muvazaanın ileri sürülemeyeceği, akdin hükümsüzlüğünün davacıya karşı ileri sürülmesinin Medeni Kanunu’nun 2. maddesindeki iyi niyet kurallarına aykırı olması ve hiç kimsenin kendi hilesinden yararlanamayacağı ilkesi gereğince mecburi dava arkadaşı davalılar arasında muvazaalı bir alt işveren ilişkisinin bulunması halinde feshin geçersizliği ve işe iadeye ilişkin hüküm, asıl işveren hakkında kurulmalı, iadenin parasal sonuçlarından muvazaalı alt işveren de müteselsilen sorumlu tutulmalıdır.

Sonuç:
Yukarıda belirtilen nedenlerle mecburi dava arkadaşı muvazaalı işveren ilişkisinde sözde alt işvereni de işe iadenin parasal sonuçlarından sorumlu tutan karar kanımca da isabetlidir.