KARAR İNCELEMELERİ
Prof. Dr. Fevzi ŞAHLANAN, İ.Ü. Hukuk Fakültesi

İŞYERİ SENDİKA TEMSİLCİSİNİN SENDİKA YÖNETİMİNCE GÖREVDEN ALINMASI

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No: 2018/2891
Karar No: 2018/6044
Tarihi: 22.03.2018
Karar Özeti: Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince sendika temsilcisini değiştirme yetkisinin tüzükte herhangi bir şarta bağlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de bu yetkinin görevi devam eden temsilci yönünden keyfi olarak kullanılabileceği anlamına gelmez. Sendika tüzüğünde gerekli görüldüğü takdirde bu yetkinin kullanılabileceği düzenlendiğinden, sendikaca gerekli görülen hallerin ortaya konulup ispatlanması gerekir.

YARGITAY KARARI
İlgili Mevzuat: 6356 sayılı STK/27.
Davacı, işyeri sendika temsilciliği görevinin sona erdirilmesine ilişkin yönetim kurlu kararının iptalini talep etmiştir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esaslarının kabulüne karar verilerek, ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı vekili taralından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti
Davacı vekili, davacı işçinin sendikanın İstanbul 4 no’lu şubesine bağlı Migros TAŞ Halkalı Ihlamurevleri Şubesi’nde sendika işyeri temsilcisi görevini yaparken, 16.03.2016 tarihinde mağaza müdürü tarafından kendisine gönderilen 17.02.2016 tarih ve 2016/279 sayılı e-mail ile Şube Yönetim Kurulu Kararı ile temsilcilik görevinden alındığının bildirildiğini, 6356 sayılı Sendikalar Kanunu 27. maddesi gereği temsilcinin görevinin sendikanın yetkisi süresince devam ettiğini, davacı işçinin hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ve savunma alınmaksızın herhangi bir bildirimde bulunmadan temsilcilik görevinden alınması ile yerine başka bir kişinin atanmasının usule, yasaya, Sendika Tüzüğüne ve yönetmeliklere aykırı olduğunu, bu nedenle İstanbul 4 no’lu şube yönetiminin almış olduğu kararın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

B) Davalı  Cevabının Özeti
Davalı vekili, davacı işçinin itirazının somut bir iddiaya dayanmadığını, sendika temsilcisinin atanması ve görevlerine ilişkin hükümlerin 6356 sayılı yasanın 27. Maddesinde ve Sendika Ana Tüzüğü’ nün 41. maddesinde düzenlendiğini, her iki düzenlemede de sendika temsilcisi atama yetkisinin ilgili şube yönetim kurullarına devredildiğini, yasa gereği işyeri sendika temsilcisini atama yetkisi bulunan sendikanın doğal olarak atadığı kişiyi görevden alma yetkisinin bulunduğunu da kabul etmek gerektiğini, davacı işçinin davalı sendikasının yetkili olduğu Migros T.A.Ş. Genel Müdürlüğü’ne bağlı Halkalı lhlamurevleri mağazasına işyeri sendika temsilcisi olarak atandığını ve durumun 13.06.2008 tarih ve 2008/151 sayılı yazı ile Aile Çalışma Bakanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü’ne bildirildiğini, İstanbul 4 no’lu şubenin davacı işçinin işyeri sendika temsilciliği görevine son verilmesinin gündeme alındığını ve temsilcilikten alınması kararının verildiğini, durumun aynı gün işyerine ve Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Çalışma İl Müdürlüğü’ne duyurulduğunu, anılan yönetim kurulu kararından anlaşılacağı üzere davacı işçinin işyeri sendika temsilciliğinden beklenen görev ve sorumluluklara aykırı davranışları nedeni ile görevinden alındığını, davalı sendika ile davacı işçinin çalıştığı Migros T.A.Ş. arasında işletme düzeyinde uzun zamandır toplu sözleşme imzalandığını ve söz konusu firmanın gerek üye sayısı gerekse en eski işletmelerinden olması sebebi ile davalı sendika için önemli bir yere sahip olduğunu, bu nedenle davalı sendika açısından önem arz eden şey bir işyerindeki sendika temsilcisinden beklenen diğer üyelerin istek ve şikayetlerini dinlemek, çözüme kavuşturmak, işçi işveren arasındaki işbirliğini sağlayarak özellikle çalışma barışının korunmasına önem vermektir. Davacı işçi, öncelikle sendikasını karşısına almış ve sendika ile üyeleri ve işveren arasında temsilciden beklenen olumlu davranışların aksine sorun yaratmıştır. Davacı işçinin iddiasında bahsettiği, temsilcinin görevinin sendikanın yetkisi süresince devam etmesi iddiasının yasal düzenlemesinin toplu iş sözleşmesi yapmak üzere yetkisi kesinleşen sendikanın işyeri sendika temsilcisi ataması ile ilgili olduğunu, yetkisi kesinleşen sendikanın yetkili olduğu dönemde tüzükle kendisine tanınan hak çerçevesinde mevcut temsilciyi görevden alabileceği gibi yeni temsilci de atayabileceğini, yasal düzenlemeler çerçevesinde davacı işçinin dava açma ve tedbir talebinde bulunmasının kötü niyetli olduğunu, somut iddiaya dayanmayan asılsız tedbir talebinin esas hakkında hüküm verilmiş gibi sonuçlar doğuracağını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti
Mahkemece, davacı işçinin 8 yıldır işyeri sendika temsilciliği görevini yürütmesi, davalı tanıkların anlatımları haricinde 17.02.2016 tarihli yönetim kurulu kararını destekler bir bilgi, belge ve delilin bulunmaması, davalı tanıkların da yönetim kurulu kararında imzası bulunan sendika yöneticileri olduğu, aynı işyerinde çalışan sendika üyesi tanıkların açık beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilmesi suretiyle, davacının işyeri sendika temsilciliğinden alınmasına ilişkin yönetim kurulu kararının iptaline karar verilmiştir.

D) İstinaf:
Karara karşı davalı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

E) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti
Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesince, sendika ana tüzüğünün şube yönetim kurulunun görev ve yetkilerini düzenleyen 32/i. Maddesi “İşyeri, sendika temsilcisi veya baş temsilcilerini atar, gerekli gördüğü hallerde değiştirir.” hükmünü içerdiği maddenin şubeye işyeri sendika temsilcisini değiştirme yetkisi verdiği ve yetkiyi herhangi bir şarta bağlamadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.

F) Temyiz
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

G) Gerekçe
Taraflar arasında uyuşmazlık, sendika temsilcisi olarak çalışan davacının temsilcilik görevinden alınmasına ilişkin yönetim kurulu kararının iptalinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.
(1) 6356 sayılı Kanun’un “İşyeri sendika temsilcisinin atanması ve görevleri” başlıklı 27. Maddesinde “Toplu iş sözleşmesi yapmak üzere yetkisi kesinleşen sendika; işyerinde işçi sayısı elliye kadar ise bir, elli bir ile yüz arasında ise en çok iki, yüz bir ile beş yüz arasında ise en çok üç, beş yüz bir ile bin arasında ise en çok dört, bin bir ile iki bin arasında ise en çok altı, iki binden fazla, ise en çok sekiz işyeri sendika temsilcisini işyerinde çalışan üyeleri arasından atayarak on beş gün içinde kimliklerini işverene bildirir.” Bunlardan birisi baş temsilci olarak görevlendirilebilir. Temsilcilerin görevi, sendikanın yetkisi süresince devam eder.”
(2) Sendika tüzüğünde işyeri sendika temsilcisinin seçimle belirlenmesine ilişkin hüküm bulunması halinde, seçilen üye temsilci olarak atanır.
(3) İşyeri sendika temsilcileri ve baş temsilcisi; işyeri ile sınırlı olmak kaydı ile işçilerin dileklerini dinlemek ve şikâyetlerini çözümlemek, işçi ve işveren arasındaki iş birliğini, çalışma barışını ve uyumunu sağlamak, işçilerin hak ve çıkarlarını gözetmek ve iş kanunları ile toplu iş sözleşmelerinde öngörülen çalışma şartlarının uygulanmasına yardımcı olmakla görevlidir.
(4) İşyeri sendika temsilcileri, işyerindeki işlerini aksatmamak ve iş disiplinine aykırı olmamak şartı ile görevlerini yerine getirir. İşyerlerinde, sendika temsilcilerine görevlerini hızlı ve etkili biçimde yapmalarına imkan verecek kolaylıklar sağlanır.”
Davalı sendikanın ana tüzüğünün şube yönetim kurulunun görev ve yetkilerini düzenleyen 32. maddesinin I bendinde, şube yönetim kurulunun işyeri sendika temsilcisi veya baş temsilcilerini atama ve gerekli gördüğü hallerde değiştirme yetkisini düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince sendika temsilcisini değiştirme yetkisinin tüzükte herhangi bir şarta bağlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, bu yetkinin görevi devam eden temsilci yönünden keyfi olarak kullanılabileceği anlamına gelmez. Sendika tüzüğünde gerekli görüldüğü takdirde bu yetkinin kullanılabileceğinin düzenlenmesinden dolayı sendikaca gerekli görülen hallerin ortaya konulup ispatlanması gerekir. Sendikalar niteliği gereği demokratik bir kuruluştur. Sendika yönetim kurulu veya şube yönetim kurulunun aldıkları kararın demokratik toplum niteliklerine uygun olması elzemdir. Bu da yönetim kurulu kararının keyfi olmaktan uzak olmasıyla, hukuka uygunluğunun denetlenebilir olmasıyla sağlanır. Nitekim davalı sendika da davacının sendika temsilciliğinden beklenen görev ve sorumluluklara aykırı davranışlarda bulunduğundan görevden alındığını savunmuştur.
Buna göre davacının görevden alınmasını gerektirir nedenlerin bulunup bulunmadığı tartışılarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir.

H) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden BOZULMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2 uyarınca dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine- 22.03.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kararın İncelenmesi
İnceleme konumuz, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararında işyeri sendika temsilcisinin sendika tarafından görevden alınmasına ilişkin Yüksek Mahkemenin görüşleri yer almaktadır. 6356 sayılı Kanundaki düzenlemeye göre işyerinde sendika temsilcisi atama yetkisi “toplu iş sözleşmesi yapmak üzere yetkisi kesinleşen sendikaya” aittir (Sen. TİSK md.27)
Sendikanın atayabileceği temsilci sayısı işyerinde çalışan işçi sayısına göre belirlenecektir. Sen. K.md.34/I’ e göre “işyerinde işçi sayısı elliye kadar ise bir, elli bir ile yüz arasında ise en çok iki, yüz bir ile beş yüz arasında ise en çok üç, beş yüz bir ile bin arasında ise en çok dört, bin bir ile iki bin arasında ise en çok altı, iki binden fazla ise en çok sekiz” temsilci atanabilecektir. Yasada en çok ifadesi yer aldığından sendikanın bu rakamları aşmamak üzere atayacağı temsilci sayısını istediği gibi kararlaştırabileceğinin kabulü gerekir. Öte yandan yasanın açık anlatımı karşısında yasal temsilci sayılarının, toplu iş sözleşmesi ile de artırılması mümkün değildir. Atanacak temsilci sayısının belirlenmesinde, işyerinde atamanın yapıldığı tarihte çalışan işçi sayısı esas alınacaktır. Çalışan işçi sayısının sendika üyesi olması şart olmadığı gibi, kapsam dışı personel içerisinde yer alması da söz konusu kişilerin sayıya dahil edilmesine engel değildir. Yeter ki bu kişiler 636 sayılı Kanun anlamında işçi olsun.
Öte yandan yasa; bu konuda “işyeri”ni birim olarak almıştır. Bu nedenle bu kavramın belirlenmesi, yasanın 3. maddesindeki gönderme nedeniyle 4857 sayılı Kanunun 2 inci maddesindeki tanıma göre yapılacaktır. İşyeri tanımı içinde kabul edilen “bölüm” “ünite” veya “atölye” için ayrıca temsilci atama yoluna gidilemez. Ancak hemen ifade edelim ki 4857 sayılı yasa anlamında belirlenen işyeri kavramına göre o işyerindeki işçi sayısından hareketle tespit edilecek sayıda temsilci atayan sendikanın, bu temsilcilerin işyeri içerisindeki farklı ünite veya birimlerde görevlendirilmesine yasal bir engel yoktur. Buna karşılık, ortada bir işletme toplu iş sözleşmesi varsa bu takdirde toplu sözleşmenin tarafı sendika, işletmeye bağlı işyerlerinin herbirisi için ayrı ayrı ve Sen. TİSK md.27’ye göre belirlenecek sayıda temsilci atayabilecektir. Yasanın temsilci atanması ve temsilci sayısının belirlenmesinde “işyeri”ni esas almış olması bu sonucu haklı kılar. Kuşkusuz bu husus sendikanın temsilci atayacağı işletmeye bağlı işyerlerinde üyesi bulunması koşuluyla geçerlidir.
Sen.K.md.34/I’ e göre temsilciler mutlaka sendikanın “işyerinde çalışan üyeleri arasından” atanacaklardır. Ancak bu atamanın yapılmasında, temsilcilerin faaliyetlerini başarılı bir şekilde sürdürmeleri için işyerinde çalışan işçilerin tercihine de önem verilmesi gerekir. Dolaysıyla, sendika bu atamayı yaparken bu noktayı göz önünde tutmalıdır. Bu uygulamanın bugünde sürdürülmesine yasal bir engel yoktur. 6356 sayılı Kanun bu noktada bir adım daha ileri giderek “sendika tüzüğünde işyeri sendika temsilcisinin seçimle belirlenmesine ilişkin hüküm bulunması halinde, seçilen üye temsilci olarak atanır” şeklinde bir hükme yer vermiştir. Bu hükmün yer aldığı bir sendika tüzüğünün bulunduğu durumlarda sendika, temsilcisini seçimle belirlemek zorunda olduğu, seçimde belirlenen dışında bir üyeyi temsilci olarak atayamayacağı sonucuna varılabilir. Temsilcinin seçimle belirlenmesine ilişkin düzenlemenin demokratik görünümüne ve işyerinde çalışan işçilerin tercihi göz önüne alınarak yapılması nedeniyle, temsilcinin başarılı olması için uygunluğuna rağmen uygulamada bazen ciddi sorunlar yaratabilir. Bu yolla belirlenen bazı sendika temsilcilerinin, sendika disiplini dışına çıkarak kendi başlarına bir takım işlemlerde bulunduklarına ve sendikayı temsil ettiklerini unutarak kendilerini işveren-sendika ilişkisinde bir üçüncü güç gibi gördüklerine tanık olunmaktadır. Bu durum özellikle Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinde belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ancak 6356 sayılı Yasa’nın sistemi içerisinde de sendikanın temsilci atama ve onu görevden alma girişimi işyerindeki üye tabanı tarafından desteklenmiyorsa, bunu gerçekleştirebilmenin güçlüğü ortadadır.
Sen TİSK md.27/1’e göre “Temsilcilerin görevi sendikanın yetkisi süresince devam eder.” yasanın bu hükmü, toplu iş sözleşmesi sona ermeden sendikanın yetkisinin kesinleşmesi halinde toplu iş sözleşmesi sona erse bile, mevcut temsilcilerin temsilciliklerini devam ettirebilme imkanını getirmektedir. Bu nedenle temsilcilik süresini toplu iş sözleşmesinin bitimiyle sona erdiren düzenlemeye göre daha koruyucu niteliktedir. Ne var ki 2821 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinde 4101 sayılı kanunla yapılan değişiklikle getirilen ve 6356 sayılı kanunun 27/1 maddesinde de yer alan bu düzenlemeyle temsilci atama yetkisinin kesinleşmiş, sendikaya tanınmış olması nedeniyle işyerinde aynı zamanda iki ayrı sendikanın atadığı temsilcilerin görev yapmaları gibi bir karşılaşılabilecektir. Çünkü yürürlükteki toplu iş sözleşmesi düzeninde işyerinde yürürlükte olan toplu iş sözleşmesinin bitiminde 120 gün önce, başka bir durumla sendikanın yetki başvurusunda bulunması ve yetki alabilmesi imkân dahilindedir (Sen. TİSK 35/4A). Bu durumda işyerinde yürürlükte olan toplu iş sözleşmesinin tarafı olan sendikanın atadığı temsilciler, kendilerini atayan sendikanın yetkiyi kaybetmiş olmasına rağmen toplu iş sözleşmesi süresi sonuna kadar devam eden yetkisine dayanarak görevlerini sürdürürken, yetkisi kesinleşen ve henüz toplu iş sözleşmesi akdedemeyen sendikanın atayabileceği temsilcilerle aynı anda görev yapması gibi bir durumla karşılaşılabilecektir. Bu durumun işyerinde bir takım sıkıntılar yaratması söz konusu olabilir.
Temsilcilerin görev süresi ile ilgili üzerinde durulması gereken başka bir husus ise işyerindeki temsilci atamaya esas işçi sayısının temsilcilerin atandığı tarihten sonra azalması nedeniyle mevcut temsilcilerin durumudur. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin eski bir kararında “İşyerinde halen uygulanan bir toplu iş sözleşmesi tarafı işçi sendikasının yetkisi devam ettiği sürece temsilcinin görevinin devam edeceği, atanan temsilciyi görevden alma yetkisinin de sendikaya ait bulunduğu, işverenin, sonradan işyerindeki işçi sayısının azaldığını sürerek tek yanlı bir işlemle temsilcinin temsilciliğinin düştüğüne karar veremeyeceği...” belirtilmiştir (Y9HD 4/5/1992-1991/17583-1992/4966 İşveren D. Şubat 1993, 15). Yüksek Mahkemenin kararında vardığı sonuç kural olarak isabetlidir. Ne var ki işyerindeki işçi sayısında temsilci atamasından sonra meydana gelecek azalmaların, temsilci sayısını da etkileyeceğinin kabulü gerekir. Bu durumda Yargıtay kararında da dolaylı bir biçimde belirtildiği üzere, işverenin doğrudan doğruya kimin temsilcilik sıfatının sona erdiğini belirleme yetkisi yoktur. Ancak sendikanın da işyerinde yasal sayıya uygun temsilci bulundurma zorunluluğu vardır. Temsilci sayısının işyerinde çalışan işçi sayısına bağlı olarak tavanla sınırlandırıldığı bir yasal düzenlemede, bu sonuç kaçınılmazdır. Başka bir anlatımla sendika, temsilci atama ve onu görevden alma yetkisini yasadaki sayılara uygun bir şekilde kullanmak ve sürdürmek zorundadır. Sendikanın bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde, temsilci sayısını yasal sayıya indirmesi için işverenin sendikaya bir başvuruda bulunması ve bu başvurunun sendikaca yerine getirilmemesi durumunda, atama listesindeki sonuncu kişinin (veya kişilerin) temsilcilik sıfatlarının sona erdiğinin kabulü adil bir çözüm şekli olacaktır. Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi daha sonra verdiği bir başka kararında işyeri sendika temsilcisinin görevi sendikanın yetkisi süresince devam edeceğinden, işçi sayısında azalma olduğu gerekçesiyle işverence temsilci sayısının azaltılmasının istenemeyeceği sonucuna varmıştır. (Y9HD 29/5/1997-8277/10507 Tekstil İşv. D. Şubat 1985 sh.14).
Temsilcilik görevinin sona ermesine ilişkin olarak ortaya çıkabilecek bir olasılık da inceleme konumuz karara konu olan olayda olduğu gibi temsilcinin temsilcisi olduğu sendika tarafından görevden alınmasıdır. Karara konu olan olayda temsilcilik görevinden alınan temsilci, temsilcinin görev süresinin sendikanın yetkisi süresince devam ettiğini, bu nedenle hiçbir gerekçe gösterilmeden ve savunması alınmadan temsilcilik görevinden alınmasının usule, yasaya ve sendika tüzüğüne aykırı olduğu iddiasıyla sendika yönetiminden almış olduğu kararın iptalini talep ettiği anlaşılmaktadır. Davalı sendikanın ana tüzüğünün şube yönetim kurullarının görev ve yetkilerini düzenleyen 32. maddesinin i bendinde şube yönetim kurulunun, işyeri sendika temsilcisi veya baş temsilci atama ve gerekli gördüğü hallerde değiştirme yetkisini düzenlemektedir. Temsilciyi atama yetkisine sahip olan sendikanın,  kural olarak onu görevden alma yetkisine de sahip olduğu öğretide de genel kabul gören bir husustur. (Narmanlıoğlu 271, Tuncay-Burcu Savaş Kutsal 143). Yeter ki bu yetki açıkça kötüye kullanılarak uygulanmamış olsun. Temsilcilik süresinin sendikanın yetkisi süresince devam edeceğine ilişkin yasa hükmü sendikanın atadığı temsilciyi görevden alabilmesine bir engel teşkil etmez. Söz konusu hüküm, toplu iş sözleşmesi sona erse bile sendika yetkiyi almış ise atadığı temsilcinin görev süresinin devam edeceği anlamında olup, temsilciyi atayan sendikanın temsilcilik süresi dolmadan onu görevden alamaması şeklinde yorumlanamayacağının kabulü gerekir. Sendikanın atadığı temsilciyi gerekli gördüğünde görevden alabilmesinin, sendika işi demokrasi ile de bir ilgisi yoktur. Temsilci işçi temsilcisi değil, sendika temsilcisidir. 6536 sayılı yasada öngörüldüğü gibi temsilci atama da tüzükte seçimle belirlenme modeli öngörüldüğü takdirde, bu durum seçimle belirlenen kişinin temsilci atanması ya da görevden alınması sendika içi demokrasi ile yakından ilgilidir. Bu durumda atama ve görevden alma sendika içi demokrasi perspektifinden değerlendirilip, sendika yönetiminin kararına karşı yargı yoluna başvurulabilinir. Karara konu olan olayda davacının seçimle belirlenen bir temsilci olmadığı anlaşılmaktadır. Davalı sendika vekili, davacı temsilcinin öncelikle sendikasını karşısına aldığını ve sendika ile üyeleri ve işveren arasında temsilciden beklenen olumlu davranışların aksine sorun yarattığını belirterek, davanın reddini talep etmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi sendikanın temsilciyi görevden alma işleminde açık bir hakkın kötüye kullanılması yok ise sendikanın gerekli gördüğü hallerde temsilciyi görevden alma yetkisinin açıkça sendika tüzüğünde yer almış olduğu da dikkate alındığı noktada mahkemenin “yerindelik denetimi” yapamayacağı söylenebilir. Aksine yorum tarzı sendikanın tüzükle kendisine tanınmış yetkisine haksız bir müdahale sayılabilir. Kuşkusuz temsilcinin görevden alınması, işyerinde sendikanın üye tabanının bu konudaki görüş ve eğilimleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu açıdan temsilciyi görevden alma işleminin “yerinde olup olmadığı” sendika yönetiminin takdirine bırakılmalıdır.

SONUÇ:
Yukarıda belirtilen nedenlerle, inceleme konumuz Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararında varılan sonuç tartışılabilir niteliktedir.