KARAR İNCELEMELERİ
Prof. Dr. Fevzi ŞAHLANAN, İ.Ü. Hukuk Fakültesi

İşçi şikayetleri nedeniyle iş müfettişlerince yapılan denetim raporlarına karşı açılan itiraz davaları
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No: 2016/30267
Karar No: 2017/589
Tarihi: 24.01.2017

Karar Özeti
Dava, Türkiye İş Kurumu kararının iptali istemine ilişkindir. Türkiye İş Kurumu Bölge Müdürlüğüne davalı işçinin şikayeti üzerine, Bölge Müdürlüğü memuru inceleme denetimi ile adı geçenin işçilik alacaklarını tespit etmiştir. Davalı her ne kadar kurum işleminin iptalini ve borçlu olmadığının tespitini istese de bu sonuç itibari ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92/son maddesi uyarınca itirazdır. Bu itiraz da ise hukuki yararı vardır. Davacı işveren ile davalı şikayet eden ve inceleme yapılması sonucu alacakları tespit edilen davalı işçi açısından davanın esastan görülmesi gerekir. Yazılı ve yerinde olmayan gerekçe ile hukuki yarar yokluğundan reddi hatalıdır.

İlgili Mevzuat
4857 m.92 son 

Yargıtay Kararı
Davacı, Türkiye İş Kurumu’nun 07.07.2015 tarih ve 35250007-622.1.2.- 96796 sayılı karanının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde karar davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti
Davacı vekili, şirkette çalışan davalı F.H.U’ın iş sözleşmesinin sona erdiği ve yasal haklarının kendisine ödenmediğinden bahisle Türkiye İş Kurumuna yaptığı başvuruya istinaden kurumca kıdem tazminatı ve 2015 yılına ilişkin 14 günlük yıllık izin alacağının kendisine ödenmesi gerektiğinin bildirildiğini, ancak davacının yıllık izinlerini kullandığını ve 1475 sayılı Yasanın 14/5. maddesi gereğince iş akdini feshettikten sonra başka bir işyerinde çalışmaya başlaması nedeniyle kıdem tazminatına hak kazanamayacağını belirterek, Türkiye İş Kurumu’nun 07.07.2015 tarih ve 35250007-622.1.2-96796 sayılı kararının iptaline ve borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti

Davalı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü vekili, davacı işverene ait işyerinde görev yaparken iş akdi feshedilen diğer davalı F.H.U.’ın şikayeti üzerine yapılan inceleme sonucunda, müvekkili tarafından, yazı ile işten çıkarılanın bir kısım işçilik alacaklarının hak edildiği tespitinde bulunarak ödenmesi gerektiğini bildirdiğini, davacının bu davayı açmakta korunmaya değer bir hukuki menfaatinin bulunmadığını, müvekkilce yapılan tespitin bildirici, tavsiye edici mahiyette bir idari işlem olduğunu, müvekkili kurumun taraf sıfatının bulunmadığını belirtti.
Davalı F.H.U. ise, davacı şirketten işçilik alacaklarını alamadığını, bu sebeple 10.06.2015 tarihinde Türkiye İş Kurumuna yapmış olduğu şikayet üzerine kurum tarafından 07.07.2015 tarihli raporun hazırlandığını, işçilik alacaklarının olduğu yönünde karar verildiğini, davacı işverenin ise söz konusu kararın iptali adına tarafını ve ilgili kurumu davalı göstererek huzurdaki davayı açtığını, kurumun vermiş olduğu bu karara karşı açılan iptal davasında işçinin taraf olmasının mümkün olmadığını, davalı kurumun vermiş olduğu kararda işçinin tasarrufunda olan bir hususun bulunmadığını, buna ilaveten davacı şirkette çalışmış olduğu döneme ilişkin kıdem tazminatı alacağının ve yıllık izin alacağının olduğunun incelemede de görüleceğini, bu nedenle davacı tarafın kıdem tazminatı ile yıllık izin alacağına ilişkin yapmış olduğu itirazların kabul edilemeyeceğini, kurumun almış olduğu kararın, talep ettiği işçilik alacaklarının bulunduğu ve tarafına ödenmesi gerektiği yönünde olduğunu söyledi.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, dava kurum işleminin iptali ve davanın menfi tespit davası olarak nitelendirilmesine, Davalı F.H.U.’ın 10/06/2015 tarihli şikayeti üzerine Türkiye İş Kurumu memurları tarafından yapılan inceleme sonucunda, davalı işçinin kıdem tazminatının ve yıllık izin ücretinin ödenmesi gerektiği yönünde rapor düzenlenerek, davacı işverene ve davalı işçiye tebliğ edilmesine, İş Kanunu’nun 91. maddesi gereğince, iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri üzerine işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanakların aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olduğu, bu anlamda bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar ile işçi alacaklarına ilişkin olarak iş müfettişleri tarafından düzenlenen raporlar ve tutulan tutanaklar arasında herhangi bir fark bulunmadığı, ancak Kanunun 92/3. maddesinde, iş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebileceği yönünde düzenleme yer almasına rağmen bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklara karşı aynı yolun öngörülmediği, bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanakların aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli belge niteliğinde olması yani işvereni işlem yapmaya zorlayacak nitelikte olmaması ve işçi tarafından açılacak bir alacak davasında aksinin ispat edilmesinin mümkün olması nedeniyle, bu tutanaklara karşı dava açmakta davacı işverenin hukuki bir yararının bulunmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmiştir.

D) Temyiz
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe
4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. Maddesine göre:
“91 inci madde hükmünün uygulanması için iş hayatının izlenmesi, denetlenmesi ve teftişiyle ödevli olan iş müfettişleri, işyerlerini ve eklentilerini, işin yürütülmesi tarzını ve ilgili belgeleri, araç ve gereçleri, cihaz ve makineleri, ham ve işlenmiş maddelerle, iş için gerekli olan malzemeyi 93 üncü maddede yazılı esaslara uyarak gerektiği zamanlarda ve işçilerin yaşamına, sağlığına, güvenliğine, eğitimine, dinlenmesine veya oturup yatmasına ilişkin tesis ve tertipleri her zaman görmek, araştırmak, incelemek ve bu Kanunla suç sayılan eylemlere rastladığı zaman bu hususta T.C Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılacak İş Teftişi Tüzüğü’nde açıklanan şekillerde bu halleri önlemek yetkisine sahiptirler.
Teftiş, denetleme ve incelemeler sırasında işverenler, işçiler ve bu iş ile ilgili görülen başka kişiler izleme, denetleme ve teftiş ile görevli iş müfettişleri ve işçi şikayetlerini inceleyen bölge müdürlüğü memurları tarafından çağrıldıkları zaman gelmek, ifade ve bilgi vermek, gerekli olan belge ve delilleri getirip göstermek ve vermek; iş müfettişlerinin birinci fıkrada yazılı görevlerini yapmaları için kendilerine her çeşit kolaylığı göstermek, bu yoldaki isteklerini geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlüdürler.
Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir”.
Anılan yasal hükümler ile Çalışma ilişkilerini korumak ve geliştirmek, ortam ve koşullarını denetlemek görevi, iş müfettişleri ve şikayetler konusunda Bölge Müdürlüğü memurlarına verilmiştir. Buna göre iş müfettişleri işyerinde genel kontrol ve inceleme denetimi, memurlar ise sadece inceleme denetimi yaparlar.
İşyerinde işin yürütümü yönünden çalışma hayatı ile ilgili tüm mevzuat hükümlerine; işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından ise işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin mevzuat hükümlerinin uyulup uyulmadığının tespiti, genel denetimdir. Genel denetim ise yargısal faaliyet olarak nitelendirilemez.
Kontrol denetimi ise, genel denetim sonrası (işin yürütümü veya işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin) mevzuata aykırılık ve eksiklik olarak tespit edilen olguların, verilen süre içinde giderilip giderilmediğinin kontrol edilmesidir.
İnceleme denetimi, bir kişinin ya da kurumun başvurusu üzerine yapılan denetimdir. Bu denetimi iş müfettişi ve memurlar yapmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92/3 maddesi uyarınca itiraza tabi olan denetim, inceleme denetimidir. Dolayısı ile ister müfettiş tarafından isterse memurlar tarafından yapılsın, itirazın incelenmesi gerekir. Ancak burada itirazın tarafı kurum değil, şikayeti yapan ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. Maddesi uyarınca inceleme denetimi yaptıran ve işçilik alacakları belirlenen işçidir.
Dosya içeriğine göre Türkiye İş Kurumu Bölge Müdürlüğü’ne davalı işçi F.H.U.’ın şikayeti üzerine, Bölge Müdürlüğü memuru inceleme denetimi ile adı geçenin işçilik alacaklarını tespit etmiştir. Davalı her ne kadar kurum işleminin iptalini ve borçlu olmadığının tespitini istese de bu sonuç itibari ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92/son Maddesi uyarınca bir itirazdır. Bu itiraz da ise hukuki yararı vardır. Davacı işveren ile davalı şikayet eden ve inceleme yapılması sonucu alacakları tespit edilen davalı işçi açısından davanın esastan görülmesi gerekir. Yazılı ve yerinde olmayan gerekçe ile hukuki yarar yokluğundan davanın reddi hatalıdır.

Sonuç
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 24.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kararın İncelenmesi
Öncelikle belirtelim ki inceleme konumuz Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararı, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 13 üncü maddesi ile 4857 sayılı kanunun çalışma hayatının denetim ve teftişine ilişkin 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında ve 14 üncü maddesiyle de 92 inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkrasında yapılmış değişikliklerden önceki yasal düzenleme döneminde verilmiş bir karar olsa da söz konusu değişiklikler Yüksek Mahkemenin kararda belirttiği görüşünü etkileyecek nitelikte bir değişiklik değildir. Başka bir anlatımla söz konusu değişikliklerden ilki 91 inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin başvuruları üzerine yapılacak denetimin “iş sözleşmesinin devam etmesi kaydıyla” yapılabilecek olmasıdır. 7036 sayılı kanunla yapılan bu değişiklik ile iş akdi sona eren işçilerin bireysel işçilik alacaklarına ilişkin olarak iş kurumuna başvurarak müfettiş yoluyla alacaklarını tespit ettirme yolu kapatılmıştır. Nitekim sözkonusu değişikliğin yer aldığı 7036 sayılı kanunun 13. maddesinin gerekçesinde “Tasarıyla kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi alacak ve tazminatları için arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı haline getirilmiştir. Bu madde ile Çalışma ve İş Kurumu il müdürlükleri personelinin “iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin” kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri inceleme yetkisi kaldırılmaktadır. İş sözleşmesi devam eden işçiler bakımından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın iş müfettişleri eliyle denetim ve teftiş yetkisi devam edecektir. İş sözleşmesi fiilen sona eren işçiler ise doğrudan arabulucuya başvuracaklardır.” denilmektedir. Nitekim tespit edebildiğimiz kadarıyla bu değişikliği dikkate alan Çalışma ve İş Kurumu müfettişleri sözleşmesi sona eren işçilerin şikayetlerini artık incelememekte ve onları doğrudan zorunlu arabulucuya yönlendirmektedirler. Oysa öğretide haklı olarak belirtildiği gibi çalışma hayatının teftişi arabuluculuğun alternatifi değildir (Ş. Çil, Arabuluculuk, 79).
7036 sayılı Kanunun İş Kurumu ve Çalışma İl Müdürlükleri’nin yapacağı denetimle ilgili olarak getirdiği ikinci değişiklik 92 inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan İş Kurumu ve Çalışma Müdürlüğü memurlarının denetim yetkisinin kaldırılmış olmasıdır (7036 sayılı Kanun md.14).
İnceleme konumuz kararda da belirtildiği gibi iş müfettişlerinin işyerlerinde yaptığı inceleme ve denetimler üç türlüdür. Bunlardan ilki; işyerinde işin yürütümü yönünden çalışma hayatı ile ilgili tüm mevzuat hükümlerine, işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin mevzuat hükümlerine uyulup uyulmadığının tespitine yönelik genel denetimdir. İş müfettişleri yaptıkları denetimlerde iş mevzuatına aykırı durumları tespit ettikleri takdirde ya mevzuata aykırılığın giderilmesi için işverene bir süre verecekler ya  da derhal idari para cezası ya da ceza kovuşturması sürecini başlatacaklardır. İşverene süre verip vermeme konusunda müfettişlere bir takdir yetkisi tanınmıştır. İkinci tür denetim ise kontrol denetimidir. Bu denetim türü genel denetimde görülen aykırılıkların giderilmesi için işverene verilen sürede aykırılığın giderilip giderilmediğinin tespiti yapılacaktır. Söz konusu denetimler sonucu idari para cezası verilmiş ise idari para cezalarına karşı iş mahkemelerinde itiraz edilebilecektir. İdari para cezasına itiraz davaları, her ne kadar cezanın iptali talebiyle açılmış olsa da cezanın dayanağı olan müfettiş raporlarının da iptali sonucunu doğuracak, söz konusu iptal cezanın dayanağı olan müfettiş raporlarının ve tutanaklarının da “aksi sabit oluncaya kadar geçerli” bir belge olarak karine olma özelliğini de ortadan kaldıracaktır.
İnceleme konumuz karara konu olan denetim ise yukarıda belirtilen denetim türlerinden farklı olarak yapılan inceleme denetimidir.  Bu denetim türü kanunun 7036 sayılı kanunla değişik 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “işçilerin kanundan iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin başvuruları üzerine iş sözleşmesinin devam etmesi kaydıyla” yapılan denetimdir.
Bu denetim sonucu müfettiş tarafından hazırlanan rapor veya tutanaklar İİK.md.38 veya özel kanunlarda belirtilen ilam niteliğindeki belgelerden değildir. Bu tutanak ve raporların “aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli” olması sadece onun ispat gücü ile ilgilidir. Müfettiş tarafından hazırlanan rapor veya tutanakların otuz gün içinde itiraz edilmemesi sonucu kesinleşmeleri, rapora konu işçi alacağının daha sonra işçinin açacağı bir davada karine teşkil etmesi ile işçiyi ispat yükümünden kurtardığı söylenebilir.
Buna karşılık müfettiş tarafından hazırlanan rapor veya tutanaklara dayanarak işçi genel haciz yolu olan ilamsız takip yapabilir. İşveren borca itiraz ederse işçinin takibe devam edebilmek için itirazı kesin olarak kaldırması gereklidir ki, işçinin alacağını kayıtsız şartsız bir şekilde ve net olarak gösteren müfettiş tarafından hazırlanan rapor veya tutanaklar, itirazın kesin kaldırılmasını sağlayan İİK.md.68’de sayılan belgelerden kabul edilmektedir (Kurt Konca, 83).
İnceleme konumuz karara gelince, karara konu olan olayda davalı işçinin, işçilik alacakları bulunduğuna ilişkin şikayeti üzerine Türkiye İş Kurumu memurunun inceleme denetimi sonucunda işçinin işçilik alacağı bulunduğunu tespit eden raporuna karşı, işveren müfettiş raporunun iptalini istemiştir. Bilindiği gibi 4857 sayılı İş Kanunu’nun yukarıda belirtildiği gibi 7036 sayılı kanunun 13 ve 14 üncü maddiyle değiştirilmiş 92/3 fıkrasına göre, “Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına, karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararına, karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmü yer almaktadır. Kuşkusuz bu düzenlemede ki kanun yoluna başvurabilmeye ilişkin 5521 sayılı Mülga İş Mahkemeleri Kanunu’na yapılmış gönderme 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun kanun yollarına ilişkin hükümlerine yapılmış sayılacaktır.
4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır. Maddedeki müfettiş raporuna karşı yapılabilecek itirazın “taraflarca” yapılabileceği belirtildiğine göre söz konusu rapora işçi tarafından da itiraz edilebilecektir. Ne var ki maddenin uygulaması çoğu kez işverenlerin söz konusu rapora itirazı şeklinde olmaktadır. Nitekim konuya ilişkin Yargıtay kararları da hep bu yöndeki itirazlara ilişkindir. Bu tespite işçi tarafından, yapılan tespitin eksik olduğu ve daha fazla alacağı bulunduğu gerekçesiyle itiraz ediliyor ise dava eda davası niteliğindedir. Söz konusu tespite işveren tarafından, yapılan tespitin hatalı olduğu, tamamen ya da kısmen borçlu olmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava menfi tespit davası niteliğindedir (Kurt Konca Nesibe, İş Kanunu’nun 6111 sayılı kanun ile değişik 91 ve 92 inci maddelerinin Medeni Usul ve İcra Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi, TÜHİS, Şubat Mayıs 2012, 76; Bektaş Kar, İş Yargılaması Usulü, 34).  Bu son halde kanunda özel olarak düzenlenmiş olması nedeniyle davacı işverenin bu davayı açmak ile kanunun ifadesiyle “hukuken korunmaya değer güncel bir yararı” bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifade ile tespit davaları için ayrıca araştırılan hukuken korunmaya değer güncel bir yarar koşulunun, bu dava açısından mevcut olduğu değerlendirilmelidir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin bu kararından anlaşıldığına göre karara konu olan dava, bir işçinin şikayeti üzerine inceleme denetimi yapan iş müfettişi raporuna karşı işverence 4857 sayılı kanunun 92/3 fıkrası uyarınca yapılan bir itiraz davasıdır. Yüksek Mahkemeye göre bu itiraz da “... itirazın tarafı kurum değil şikayeti yapan ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92 inci maddesi uyarınca inceleme denetimi yaptıran ve işçilik alacakları belirlenen işçidir. “... işveren her ne kadar kurum işleminin iptalini ve borçlu olmadığının tespitini istese de bu sonuç itibariyle 4857 sayılı Kanunu’nun 92/son maddesi uyarınca bir itirazdır. Bu itirazda hukuki yarar vardır. Davacı işveren ile davalı şikayet eden ve inceleme sonucu alacakları tespit edilen davacı işçi açısından, davanın esastan görülmesi gerekir...”
Yüksek Mahkeme’nin bu kararında itirazın tarafı kurum değil, şikayette bulunan ve inceleme yaptıran işçi olduğu belirtilse de usul hukuku açısından nasıl bir yol izleneceği açık değildir. Söz konusu durumda, müfettiş inceleme raporuna karşı itiraz olarak kurumun hasım gösterilmesi ile açılan davanın akıbeti ne olacaktır? Dava husumetten ret mi edilecektir? Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu konu ile ilgili 13.03.2012 tarih ve 5811/8343 sayılı kararında, mahkemenin davada menfaati etkilenecek olan işçiye karşı, davacıya dava açması için gerekirse kesin süre vermesi ve bu dosya ile birleştirerek davayı sonuçlandırması ya da işçilik alacağına ilişkin açılan davanın sonucunun “bekletici mesele yapılması” gerektiğine yer vermiştir. Buna karşılık 9. Hukuk Dairesi 12.04.2016 tarih ve 9344/9116 sayılı kararında ise müfettiş tarafından düzenlenen inceleme raporunun iptali talebiyle açılan davada, “6100 sayılı HMK’nun 114/1.d maddesi uyarınca tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları” dava şartıdır. Aynı kanunun devam eden 115/2 maddesine göre ise “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.”
Dosya içeriğine göre davalı Bakanlığın İş Müfettiş raporu, işyerinde çalışan .... adlı işçilerin şikayeti üzerine düzenlenmiştir. Bu hali ile raporun inceleme denetimi sonrası tanzim edildiği açıktır. Ancak burada raporun iptalinde zarar görecekler, başvuran olması sebebi ile taraf olması gereken işçilerdir. Bu rapora karşı iptalin, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesi kapsamında itiraz olarak değerlendirilmesi ve başvuran işçilere taraf sıfatının verilmesi ve davanın yöneltilmesi gerekir. Bu nedenle davacı işverenin şikayet eden işçilere davayı yöneltmesi için süre verilmeli, adı geçenlerin savunması alınmalı, deliller toplanmalı ve sonuca göre karar verilmelidir. Taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesi hatalıdır...”
Kanaatimce, Yüksek Mahkeme’nin bu kararında benimsenen yöntem hem kararda belirtilen usul hukuku hükümlerine uygun hem de savunma ve delillerin toplanması açısından isabetli bir çözümdür. Ancak; bu uygulamanın isabetli olması itiraza konu müfettiş raporunun, sadece şikayette bulunan ve bu konuda iş sözleşmesi devam ederken kuruma başvuran işçi için inceleme raporu düzenlenmesi ile mümkündür. Hal böyle değil de uygulamada da sıkça görüldüğü gibi itiraza konu rapor, sadece şikayette bulunan işçinin iddia ettiği hakları ile ilgili olmayıp, işyerinde çalışan ve hiçbir şikayeti bulunmayan işçilerin de bir takım hakları bulunduğu şekilde adeta bir kontrol denetimi ile düzenlenmiş bir rapor olursa, Yüksek Mahkeme’nin 12.04.2016 tarihli kararında belirtilen isabetli görüşün uygulanabilirliği ciddi sorunlara yol açabilecektir. Söz konusu durumda hiçbir şikayet ve hak iddiasında bulunmayan işçiler, sırf müfettiş raporunda bir takım hakları bulunduğuna ilişkin tespitler olması sebebi ile müfettiş raporunun iptali talebi sonucu işverence açılacak davada, bilgileri ve istekleri dışında işçilik hakları bulunmadığına ilişkin bir menfi tespit davasının muhatabı durumuna düşeceklerdir. Böyle bir uygulamanın iş yerinde çalışma barışını bozucu bir uygulama olacağı, izahtan varestedir.

Sonuç
İnceleme konumuz olan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararı, işçinin bir işçilik alacağı bulunduğuna ilişkin şikayeti üzerine düzenlenen müfettiş raporlarının iptaline ilişkin itiraz davalarının, söz konusu işçi ile sınırlı biçimde uygulanması gerektiğinin kaydıyla isabetli bir karardır.